|
 |
Değişik nedenlerle jinekologa giden pek çok kadının arkadaşlarına biraz da
korkarak "bende ur varmış" dediğine birçoğumuz şahit olmuşuzdur. Halk
arasında ur olarak adlandırılan bu durum aslında myomdur. Fibroid ya da
leiomyoma adı da verilen myomlar, düz kas ve bağ dokusu içeren iyi huylu
(kanser olmayan) kitlelerdir. Uterusun (rahim) kalın duvarı 3 tabakadan
oluşur. Bunlardan en içte olanı endometrium adını alır ve adet siklusu
boyunca değişimler gösterir ve eğer gebelik olmaz ise dökülerek adet
kanaması ile birlikte atılır.. Ortadaki kas tabakasına myometrium denir.
Uterusun en kalın tabakasıdır ve istemsiz çalışan düz kaslardan oluşur.Bu
kaslar adet kanaması esnasında rahim içinde biriken kanı, doğum esnasında
ise bebek ve plasentayı rahim dışına atmak için kasılır.. Uterusu dışarıdan
çevreleyen zar tabakasına ise seroza ismi verilir. Bu tabaka rahimi diğer
organlardan ayırır ve yerinde tutunabilmesi için destek bağları oluşturur.
Gebe olmayan bir kadının rahminin büyüklüğü kişinin yaşı ve geçirmiş olduğu
gebelik sayısına göre değişkenlik gösterir. Ortalama ağırlığı 80 gram
kadardır.
Myomlar işte bu myometrium tabakasını oluşturan düz kaslardan köken alan iyi
huylu tümörlerdir.Sadece kas hücresi içermezler. Aslında myom daha gerçekçi
bir tanımla bağdokusu tarafından bir arada tutulan düz kas
hücreleridir. Büyüklükleri toplu iğne başından karpuz büyüklüğüne kadar
değişkenlik gösterir. Kadın pelvisinde en sık görülen tümördür. İyi tarafı
hemen her zaman iyi huylu olması ve kansere dönme olasılığının ihmal
edilebilecek kadar düşük olmasıdır. Hastaların %75'i kendisinde myom
olduğundan dahi habersizidir. Kötü tarafı ise her 4-5 kadından birinde
ortaya çıkmasıdır. Büyüklüklerinin çok değişken olması nedeni ile bu oranın
aslında gerçeği yansıtmadığı, dikkatli bir inceleme yapılacak olursa myom
görülme sıklığının %80'den daha fazla bulunacağı ileri sürülmektedir.Tek bir
tane olabileceği gibi sayılamayacak kadar çok da olabilir.Her bir myom
kitlesine myom çekirdeği ya da myom nüvesi adı verilir.Genelde birden fazla
sayıda olma eğilimindedir.Myomlar sıklıkla 30-40 yaşlar arasında ortaya
çıkar ve replasman tedavisi almayanlarda menopoz sonrası küçülür. Ergenlik
öncesi görülmesi son derece nadirdir.
Myomlar genelde birden fazla sayıda olma eğilimindedirler. Bazen tek bir
myom nüvesi belirgin derecede büyüyebilir ve çok büyük boyutlara ulaşabilir.
Bu gibi hastalarda da büyük olasılıkla bir kaç milimetrelik bile olsa başka
myom nüveleri de mevcuttur. Myomlar rahimde büyümeye neden olurlar. Myomlu
bir rahimin büyüklüğü ifade edilirken gebelik cesameti tanımı kullanılır.
Gebelik sırasında hangi haftada rahimin ne kadar büyüdüğü bilindiği için
myomlu bir rahimin muayenesinde de bu bilgiden yararlanılır ve rahim
büyüklüğü örneğin 10 haftalık ya da 14 haftalık gebelik cesametinde şeklinde
tanımlanır.
Nedenleri
En sık görülen pelvik kitle olmasına rağmen hiç kimse myomların neden ve
nasıl ortaya çıktığına açıklayamamıştır. Bazı kadınlarda hiç görülmez iken
bazı kadınlarda sürekli yeni myomların çıkma nedeni de belirsizdir.
Nedenleri tam olarak binmese de pek çok hekim bu kitlelerin kadınlık hormonu
olan östrojen etkisi ile geliştiğine inanırken azımsanamayacak sayıda başka
bir grupta östrojen ile ilgili olmadığını düşünmektedir. Myom ve östrojen
hakkında bilinen gerçekleri şöyle sıralayabiliriz:
 |
Ergenlik öncesinde vücut henüz östrojen salgılamazken
görülmezler
|
 |
Östrojen içeren doğum kontrol hapları gibi ilaçların
etkisi ile büyürler
|
 |
Vücudun fazla miktarda östrojen ürettiği gebelik
esnasında hızlı büyüme gösterirler
|
 |
Östrojenin azaldığı ve hatta tamamen yok olduğu menopoz
sonrası dönemde küçülürler
|
 |
Menopoz sonrası yeni myom çıkması son derece nadirdir.
|
 |
Dışarıdan östrojen alan kadınlarda büyürler |
Myomlar yüksek düzeyde östrojen bulunduran kadınlarda
gelişse de laboratuar bulguları myomu olan kadınların birçoğunda östrojen
düzeylerinin normal olduğunu göstermektedir. Bu nedenle myom gelişiminde
büyük olasılıkla östrojen tek sorumlu değildir. Östrojen düzeylerinin çok
yükseldiği gebelik esnasında bu kitlelerin büyümesini bazı yazarlar
östrojene değil, gebelik esnasında rahime giden kan miktarının büyük oranda
artması ve neticede myomların fazla miktardaki kana cevap olarak
büyümelerine bağlamaktadırlar.
Bazı çalışmacılar da diğer bir kadınlık hormonu olan progesteron'un da myom
gelişiminde rolü olduğunu ileri sürmektedirler. Yapılan bazı klinik
deneylerden elde edilen sonuçlar progesteron ile tedavi edilmiş kadınlardan
çıkartılan myomlarda daha fazla sayıda hücre bulunduğunu ve bazı hastalarda
progesteronu bloke eden ilaçlar kullanıldığında myomların küçüldüğünü
göstermektedir. Bu bulgulara rağmen myom ile progesteron arasındaki ilişki
açık değildir.
Türleri
Myomlar lokalizasyonlarına bağlı olarak değişik türde şikayetler yaratırlar.
Bu nedenle de rahimde yerleştikleri yerlere göre sınıflandırılırlar.
 |
Submuköz Myom:
Hemen uterusun içini döşeyen endometrium tabakasının altında yerleşmiştir.
Büyüdükçe endometriumu içeri doğru iter. Bu itilme adet düzensizliklerine
neden olabilir.Bir süre sonra myom rahim boşluğuna doğru büyümeye başlar
ve orijinal yerine ince bir sap ile bağlı kalır. Büyümeye ya da sarkmaya
devam eder ise rahimden dışarıya hatta vajinadan vücut dışına
sarkabilir.Myom hareket ettikçe sapının etrafında dönebilir ve adet
aralarında kanamaya neden olabilir. Bu tür myomlarda enfeksiyon da ortaya
çıkabilir.
|
 |
İntramural Myom:
Uterusu oluşturan kas tabakasının (duvarın) içinde yer alan myomlardır.
Myom nüvesi büyüdükçe rahim de büyür.
|
 |
Subseröz Myom:
Uterusun dış yüzünden köken alan ve dışarı doğru büyüyen myomlardır.
Genelde kanama problemi yaratmaz.
|
 |
Saplı Myom:
Herhangi bir subseröz ya da submüköz myom büyümeye devam edip de rahim ile
bağlantısı sadece ince bir bağ ile sağlanır ise bu durumda saplı myomdan
söz edilir.Eğer myom kendi etrafında döner ise sapı yani dolayısı ile kan
bağlantısı da bozulur ve myom nüvesinde dejenerasyon meydana gelir. Eğer
myomun sapı geniş bir tabana oturmuş ise buna sessile tipte myom adı
verilir
|
 |
İnterligamentöz Myom:
Uterusu yerinde tutan ve ligaman adı verilen bağların arasında gelişen
tümörlerdir.Bunların cerrahi ile çıkartılması son derece güçtür.
|
 |
Paraziter Myom:
Büyüyen myom nüvesi başka bir organa yanaşıp buna yapışırsa bir süre sonra
rahim ile arasındaki bağlantı kopabilir ve myom yeni bağlandığı dokudan
beslenmeye başlayabilir. Bu durumda parazitik myomdan söz edilir. |
Gerçekçi olmak gerekirse myomların hemen hepsi aslında
birden fazla anatomik lokalizasyonda bulunur. Örneğin myomun büyük bir kısmı
şntramural olmasına rağmen submüköz veya subseröz komponenti de vardır. Bu
durumun istisnası saplı subseröz myomlardır.
Tanı
Jinekolojik muayene esnasında en sık fark edilen tümörler myomlardır. başka
bir nedenle karın boşluğunun açıldığı ameliyatlar sırasında da kolaylıkla
fark edilebilirler.Ancak pek çok myom başka bir nedenden dolayı yapılan
muayene esnasında şans eseri fark edilir ya da daha sık rastlanılan şekilde
hiçbir zaman farkına varılmaz.
Son 20 yıldır yaygın şekilde kullanılan ultrasonografi myomlardaki en önemli
tanı aracıdır. Yumurtalıklara yakın bulunan myom nüveleri over tümörleri ile
karıştırılabilir.
Myomların ayırıcı tanısında normal gebelik, yumurtalık bölgesinde kitle,
adenomyozis, uterusa ait şekil bozuklukları, komşu organ tümörleri, vajinal
kanamaya yol açan diğer durumlar gözönünde tutulmalıdır.
Belirtiler
Myomların çoğu belirti vermemesine rağmen %25 vakada bazı şikayetler
yaratır. Bunlardan en sık görüleni aşırı ve anormal vajinal kanama, ağrı ve
karın şişliğidir.
 |
Fazla kanama:
Myomlu kadınların yaklaşık %30'unda adet kanamaları normalden fazla olur.
Fazla kanamaya yol açan submüköz tipte myomlardır.Kitle büyüdükçe
endometrium dokusunu iter ve dolayısı ile bu dokunun yüzölçümü artar.
Kanamaya müsait alan fazlalaştığı için kanamanın miktarı da artar. İlk
başlangıçta kanamanın süresi değişmez iken sadece kaybedilen kanın miktarı
fazlalaşır. Daha sonra yavaş yavaş süre de uzamaya başlar. Bu fazla
kanamalar bir süre sonra kansızlığa yani anemiye neden olur. Bazı myom
türleri ise kanama fazlalığı ile birlikte ara kanamalara da yol açabilir.
Myomlu hastaları doktora gitmeye mecbur eden en önemli bulgu bu kanama
bozukluklarıdır. Myom ile birlikte kanamalar o kadar fazla olabilir ki
kişi neredeyse saatte bir ped değiştirmek zorunda kalabilir. Bu tür
kanamalar yaşayan bir kadın normal günlük aktivitelerinde bulunmak
istemeyebilir, işe gitmekten kaçınabilir ve saoyal korkular gelişebilir.
Yani myom kadının sosyal hayatını da etkileyebilen bir hastalıktır.
Myomda kanamanın muhtemel nedenleri:
 |
Endometrium yüzeyinin büyümesi |
 |
Rahimdeki damarlanmanın artması |
 |
%50 oranında beraberinde görülen endometrial
hiperplazi. |
 |
Uterus kasılmalarının etkisizliği nedeni ile küçük
damar ağızlarının kapanamaması |
 |
Submüköz myomlarda etrafdki endometrium dokusunda
ülser olması
|
|
 |
Ağrı:
Myomda ağrı nadir görülen bir belirtidir. Genelde adet kanaması sırasında
kramp tarzında olur. Burada uzun yıllar boyunca adet kanamaları ağrısız
olan kadında birden bire ağrıların olması teşhiste myomu akla
getirmelidir. Sancılı adet görenlerde ise ağrının şiddetinin artması ya da
şeklinin değişmesi düşündürücüdür. deneysel çalışmalar myomlarla birlikte
görülen ağrıların mekanizmasının doğum sancılarına benzediğini
düşündürmektedir. Myom çekirdeği sanki yabancı bir cisimmiş gibi davranır
ve rahim bu yabancı cismi atmak için kasılır. Kişi bu kasılmaları ağrı
olarak algılar. İleri derecede büyümüş bir myom etrafındaki dokulara ve
sinirlere baskı yaparak da ağrıya yol açabilir. Burada daha çok bel ağrısı
tarzında yakınmalar görülür. Dejenere olan ya da etrafında dönerek
kanlanması bozulan myom ani ve bıçak saplanır tarzda ağrıya yol açar.
Zaman zaman ise adet kanamalarından bağımsız ağrılar olabilir ancak bu son
derece nadirdir.
|
 |
Karın şişliği:
Myom büyüdükçe diğer organları iter ve bu da her türlü rahatsızlığa neden
olabilir.Mesaneye bası yaparsa sık idrara çıkma, rektuma (barsağın en son
kısmı) bası yaparsa kabızlığa yol açabilir. Nadiren çok fazla büyüyen myom
idrar yollarında tıkanma ve idrar yapmada güçlük problemi yaratabilir.Yine
barsaklardaki basıya bağlı olarak gaz problemi görülebilir.
|
 |
Kısırlık:
Myomlar kadının gebe kalmasını ya da gebe kaldıktan sonra rahimin gebeliği
taşımasını zorlaştırabilirler. Tubaları iterek spermin ve yumurtanın
geçişini güçleştirebilir ya da endometrium düzenini bozarak döllenmiş
yumurtanın rahime yerleşmesini engelleyebilir.Myom büyümeye devam ettikçe
üzerindeki endometrium tabakası gerilir ve kanlanması bozulur. Bu durumda
gebelik ürününün rahimde yerleşse bile yeterli derecede kanlanması mümkün
olmaz ve düşükle sonuçlanabilir. Bütün bu engelleri aşıp büyümeye başlayan
bir gebelik ürünnü bekleyen diğer bir dezavantaj da myom nedeni ile bebeğe
yeteri kadar büyüyecek yer kalmamasıdır.Bu durumda ise gebeliği bekleyen
en muhtamel son düşük ya da erken doğumdur. |
Myom ile gebeliğin bir arada bulunduğu durumlarda bir
diğer sorun da myom nedeni ile doğum esnasında rahimin yeteri kadar
kasılamamasıdır. Bebek doğum kanalına uygun şekilde giremez ve bu tür
hastalarda büyük olasılıkla sezaryen gerekir. Doğum kanalını tıkayan myom
varlığında ise sezaryen tek doğum şeklidir. Doğumdan sonra ise rahim
kasılmalarının etkisiz olması nedeni ile fazla miktarda kanama görülebilir.
Myomlar genelde hem gebe kalmak hem de gebeliğin idamesi ve doğum için sorun
oluşturmazlar. Ancak eğer bir sorun meydana gelir ise bu ciddi bir sorun
olacaktır. Myomun kısırlığa yol açtığından söz edebilmek için kısırlığı
açıklayacak başka hiçbir sebep olmaması gerekir. Yani infertilite
araştırmasında yapılan bütün tetkikler myomlu infertil hastalarda da
yapılmalıdır.
Komplikasyonlar
Çoğu myom belirti vermemesine rağmen bazı komplikasyonların varlığında
özellikle ağrı ve kanama bulguları artar. Myomların komplikasyonları
şunlardır:
 |
Torisyon:
Myomun sapı etrafında dönmesi ve sapının sıkışarak kanlanmasının
bozulmasıdır. Bu durumda önce myomdan dışarıya sıvı kaçışı olur ve bu
ağrıya neden olur. Eğer olay uzarsa myom sapından koparak batın boşluğuna
düşebilir ve burada kendisine beslenecek uygun bir ortam bularak büyümeye
devam edebilir (parazitik myom).
|
 |
Enfeksiyon:
Myomun ülsere olması ve daha sonrasında enfekte olmasıdır. Ağrı ve kanama
yapar.
|
 |
Kansere dönüşüm:
Myomlu kadınlarda kafalarını kurcalayan en önemli soru hastalığın kansere
dönüp dönmeyeceğidir. Myomlu kadınların %0.5'inde ileri dönemlerde
leiomyosarkom denilen kanser türü görülür. Ancak pek çok araştırmacı bunun
var olan myomlardan köken almadığını, kendi başına ve diğerlerinden
bağımsız olarak geliştiğini ileri sürmektedirler. Eğer varlığı bilinen
myom hızlı büyümeye başlarsa, ağrı ve ateş görülüyorsa detaylı incelenmesi
gerekir.
|
 |
Dejenerasyon:
Myomun normal hücre yapısının değişikliğe uğramasıdır. Örneğin menopozdan
sonra myom küçülür ve atrofik dejenerasyon olur. Gebelikte rahimin hızlı
büyümesine bağlı olarak myomun kanlanması hafif derecede bozulur ve hafif
nekroz olur. Hastada ağrı, ateş, bulantı ve kusmalar olabilir. Myom içine
hafif kanamalar olabilir. Gebelikte görülen bu değişime kırmızı
dejenerasyon adı verilir. Myomlarda en sık görülen dejenerasyon ise hyalen
dejenerasyondur. Mikroskopik bir değişimdir. Myom çekirdeği içerisinde
kalsiyumun biriktiği kalsifik dejenerasyon da oldukça sık rastlanılan bir
durumdur.
|
 |
Asit:
Saplı subseröz myomların karın zarını irrite etmesi ile karın boşluğunda
sıvı birikimi olur.
|
 |
Karın içi kanama:
Myomun üzerindeki damarlardan birinin yırtılması sonucu kanama olabilir.
Son derece nadirdir.
|
 |
İnversiyon: Saplı bir submüköz myomun çekmesine bağlı
olarak rahim eldiven parmağı gibi tersyüz olabilir. Tehlikeli ancak nadir
görülen bir durumdur. |
Tedavi
Myomu olan birçok kadında eğer belirgin bir şikayet yaratmıyorsa tedavi
gerekmez. Sadece takip yeterli olur. Bu gibi durumlarda her 6 ayda bir
muayene ve ultrason ile hastanın takibi ve değişiklik saptanır ise tedavi
gereklidir. Tedavi tıbbi ya da cerrahi olabilir.
Myomlarda tedavi gerektiren durumlar şunlardır:
 |
Kanama:
Tedavi, özellikle de cerrahi tedavi için en önemli sebep anormal
kanamalardır. Eğer adetler çok fazla ve pıhtılı oluyor ise bu durum
anemiye yol açacağından mutlaka tedavi edilmesi gerekir.
|
 |
Ani büyüme:
Kontrol altındaki myomun aniden büyümeye başlaması özel ilgi gerektiren
bir durumdur. Eğer bu büyüme menopozdan sonra olmuş ise mutlaka
araştırılması gerekir. Bu durumda hekim altta yatan kötü huylu bir
hastalık olmadığını teyid etmelidir. Bu amaçla küretaj yapılabilir.
Myomlardaki ani büyüme sadece kansere bağlı olarak gelişmez. Gebelik ve
myom içine kanama gibi durumlar da büyümeden sorumlu olabilirler.
|
 |
Ağrı ve bası bulguları:
Eğer bu belirtiler dayanılamaz düzeylere ulaşır ise tedavi gerekli hale
gelmiş demektir.
|
 |
Myomun yeri:
Bazen myom nüvesi ya da nüvelerinin lokalizasyonu cerrahi olarak
çıkartılmalarını gerektirir. Özellikle 40 yaşından büyük kadınlarda
overlere yakın yerleşimli myomlar over tümörleri ile karışabileceğinden
alınmalıdır. |
Myom tedavisinde en sık tercih edilen tedavi yaklaşımı
cerrahidir.Seçilecek cerrahi yöntem hastanın yaşı, sosyal durumu, çocuk
isteği, şikayetlerin tipi ve şiddeti gibi faktörlere bağlıdır. Bu faktörlere
göre rahimin tamamen alınması (histerektomi) ya da sadece myomların
çıkartılması (myomektomi) alternatiflerinden bir tercih edilir.
Myom tedavisinde diğer tedavi yaklaşımları arasında myom çekirdeklerini
çıkarmadan, laser ile yakmak, sıvı nitrojen ile dondurmak, hormon
baskılayıcı ilaç kullanarak küçülmelerini sağlamak sayılabilir. Bu
baskılayıcı ilaçlar kadında suni menopoz yaratarak myomları küçültmeyi
amaçlamaktadır.Deneysel tedavi yöntemlerinden birisi de laparoskopi
eşliğinde myom çekirdeğine elektrik akımı vererek myolizis yapmaktır. Bu tür
tedavi yaklaşımları kısa süreli rahatlamalar getirebilir ama özellikle
hormon tedavisi sonrasında, tedavi esnasında küçülen myomlar ilaç
kesildikten sonra hızla büyüyebilir ve eski durumundan daha kötü hale
gelebilir. Bazı ekoller cerrahi öncesinde 3-6 ay kadar hormon tedavisi
vererek myomları küçültmeyi ve bu sayede cerrahi esnasında işlemi
kolaylaştırmayı ve kanama miktarını azaltmayı önermektedirler.
Myomun en kesin ve garantili tedavisi bugün için cerrahidir.
Myomların gebelikte ortaya çıkardığı riskler nelerdir?
Gebelikte myomların ortaya çıkardığı riskler ön planda uterus içinde
bulunduğu bölgeye, ikinci planda myomun büyüklük ve sayısına bağlıdır.
Özellikle submüköz veya intramural yerleşimli olanlar tekrarlayan düşüklere,
erken doğum tehdidine, fetusun normal yerleşimi olan baş aşağı dışında
anormal bir pozisyonda yerleşmesine, plasentanın erken ayrılmasına (ablasyo),
uterusun kasılmasını engelleyerek doğum sonrası kanamaya neden olabilirler.
Yukarıda sayılan durumların çoğu sezaryen ile doğum gerektirdiğinden myomu
olan anne adaylarında sezaryenle doğum olasılığı artar.
Myomlar östrojen hormonuna bağlı olarak gelişme gösterdiklerinden gebelikte
artan östrojen salgısının etkisiyle büyümeye eğilimlidirler. Özellikle ilk
tanı konulduğunda 6 cm. ve daha büyük olan myomlar gebelikte daha çok büyüme
eğilimi gösterirler.
Bazen hızlı büyüme neticesinde myom yeterince beslenemediğinden dolaşımı
aksar ve mayomda dejenerasyon ("bozulma") denen durum ortaya çıkar. Bu durum
kendini karında ve özellikle de myomun bulunduğu bölgede ağrı şeklinde belli
eder. Bu ağrı bazı durumlarda apandisit, plasentanın erken ayrılması ve
erken doğum tehdidi gibi durumlarla karışabilir.
Myomda dejenerasyon en sık 20-22. haftalar arasında görülür ve doğum
eyleminin başlamasına neden olabilir.
Gebelik öncesinde myom tanısı konması durumunda ne yapılır?
Gebelik döneminde en sık sorun yaratan myomlar submüköz nitelikli olanlar
olduğundan bu tür myomlar saptandıklarında genellikle gebe kalınmadan
cerrahi yolla çıkarılması tercih edilir. Bunun için histeroskopi (vajinadan
ulaşım) ya da açık cerrahi (karın yolundan ulaşım) uygulanabilir.
İntramural ya da subseröz olanlar arasından ise özellikle kanama ve diğer
ciddi belirtilere neden olanlar ve büyük çaplı olanlar çıkarılmalıdır.
Myom çıkarılması için uygulanan operasyonlar ameliyat sonrası yapışıklık ve
buna bağlı olarak da tüplerde tıkanıklığa yol açabileceklerinden gebelik
öncesi dönemde myom operasyonu yapma kararı verilirken çok dikkatli olunur.
Daha önceki bir gebelikte myoma bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülen bir
durumun varlığında (önceki gebelikte başka nedene bağlanamayan erken doğum,
plasentanın erken ayrılması gibi), yeni bir gebelik öncesinde myomun
çıkarılması uygundur.
Gebelikte myom tanısı konduğunda ne yapılır?
Gebelik döneminde myom tanısı konmuş anne adayları tüm gebelik boyunca daha
yakından takip edilir. Myomu olan anne adayının her karın ağrısı şikayetini
mutlaka doktoruna bildirmesi gerekir. Myoma bağlı oluşabilecek istenmeyen
durumların bebek ve anne adayına en az zarar verecek şekilde tedavi
edilebilmesi açısından anne adayının bu konuda duyarlı olması önemlidir.
Gebelikte myoma bağlı olarak oluşan en sık istenmeyen durum dejenerasyon
("bozulma") ve buna bağlı olarak oluşan ağrıdır. Bu, yaklaşık %10 oranında
gözlenir. Diğer ağrı nedenleri (apandisit, plasentanın erken ayrılması (ablasyo),
erken doğum tehdidi gibi) de araştırıldıktan sonra, dejenerasyona bağlı
olduğu düşünülen ağrı, ağrı kesici ile tedavi edilir. Bölgesel ısı ya da buz
tatbiki de yardımcı olur.
Devam eden bir gebelikte myom çıkarma operasyonları çok ender olarak
uygulanırlar.
Doğum kanalını tıkayan ya da uterusun kasılmasını engelleyerek eylemi
yavaşlatan myomların varlığında sezaryen gerekir, sezaryen esnasında myomun
alt segmenti kapattığı gözlendiğinde bebek rutin olarak uygulanan yatay
kesiyle değil klasik uterus insizyonuyla (dikey kesiyle) çıkarılır.
Daha önceden myom operasyonu geçirmiş tüm anne adaylarında özellikle çok
şiddetli ağrı ve diğer bulguların varlığında düşük bir olasılık olsa da
uterus rüptürü (uterusun yırtılması) de ayırıcı tanıda düşünülmelidir.
Sezaryen operasyonu esnasında myom çıkarılması aşırı kanamaya neden
olabileceğinden tercih edilmez.
Daha önce myomektomi operasyonu (myom çıkarılması) geçirmiş anne adaylarında
doğum şekli nasıl olmalıdır?
Operasyon esnasında uterusun iç tabakası hasar görmüşse normal doğumda
oluşan uterus kasılmalarında uterusun yırtılma riski söz konusu
olabileceğinden sezaryen ile doğum tercih edilir. Diğer durumlarda anne
adayı normal doğum yapabilir, ancak uterusta yırtılma düşündüren en ufak bir
bulguda bile sezaryene dönülebileceğini bilmelidir. |
|