BÖLÜM -1-BEBEKLERDE GÖRÜLEN PSİKİYATRİK DURUMLAR
BÖLÜM -2- ANNE - BABA ile BEBEK ARASINDAKİ KARŞILIKLI İLİŞKİNİN
DEĞERLENDİRİLME VE DERECELENDİRİLMESİ
BÖLÜM -1-
1-TRAVMA SONRASI OLABİLECEK DURUMLAR
Genelde bebeklik yıllarında insanın travma ve önemli zararlı olaylara karşı
bedensel savunma mekanizmaları işlemez . Bebek travmanın bütün etkisini ve
şiddetini yaşar. Toplum olarak bebeklerin anneleri ve babaları ile güven ve
sevgi ortamında büyümeleri sağlanmaya çalışılır. ama bazen anne babaların
elinde olmadan minik bedenler bazı travmalara maruz kalabilir. bu travmalar
onların o andaki ve sonraki dönemde hatta bütün hayatları boyunca etkilerini
devam ettirebilmekte ve bir çok psikolojik sorunun doğmasına zemin
hazırlamaktadır. genelde bebeklerin birşey hissetmediği ve olayların
farkında olmadığı gibi yanlış bir kanaat vardır ama bu son derece yanlış bir
anlayıştır. Daha anne karnında iken çocuğun dış dünya ile psikolojik
etkileşimi başlar . Bu nedenlerden dolayı çocuğun anne karnından itibaren
travmatik olaylardan uzak kalması ve bu türlü olayları hiç yaşamaması çok
önemlidir.
Bu zaman olarak hayatın kısa ama çok önemli evresinde yani bebeklik
döneminde insanın karşılaştığı olaylara tepkisi de elbette ki erişkinlerden
farklı olmaktadır. Travma olarak bazen anne babaların haricinde gelişen
olaylar yaşanmak ile birlikte , bazı durumlarda ise bizzat o minik canlının
dünyaya gelmesine vesile olan ve seçme şansı olmadığı anne babası tarafından
çocuğa yapılan yanlış veya kasıtlı davranışlar onlarda travmatik
yaşantıların oluşmasına ve psikolojik durumların bozulmasına neden olur.
Travmatik yaşantı bizzat çocuğa yönelik olabileceği gibi çocuğun şahit
olduğu bir olay ile de olabilir. Genelde bu travmatik yaşantı sıradışı ,
şiddetli , tehdit edici , kişiyi çaresiz bırakan ve o kişi için çok sıkıntı
vericidir. Ve bu olay ile birlikte bebekte bazı belirtiler ortaya çıkar . Bu
belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz ; genelde yaşanan olaydan sonra o
olayı tekrar tekrar yaşama durumu olur bu yaşama durumu, oyunlarda ,
rüyalarda , göz önüne gelen görüntülerde olabilir. Bebek normal gelişim
dönemi ve mevcut kişilik yapısından beklenmeyecek derecede hissizleşme
belirtileri (içe çekilme , duygusal kısıtlılık , kazanılmış becerilerde
geçici kayıp , oyun oynamada ve hoşça geçirilen vakitlerde azalma )
olabilir. Daha önce olmayan bazı belirtilerin ( sevdiklerinden ayrılmak
istememe , yalnız başına kalmak istememe , kızgın ve öfke dolu davranışlar ,
daha önce olmayan korkular ) ortaya çıkması. Bebeğin aşırı tedirgin ve
tetikte olması ( uykuda bozukluklar ,yeme bozuklukları, dikkat toplamakta
zorluklar , çabuk irkilme ) gibi.
Yukarıda saydığımız belirtiler genelde travmadan hemen sonra yavaş yavaş
belirgin hale gelmeye başlayabilir. Travmadan aylar sonra bile travmayı
hatırlatan bir olay veya başka nedenler ile ortaya çıkabilir. Yapılması
gerekenler olarak öncelikle çocuğun bu durumunun farkına varılması ve bir an
önce bir çocuk psikiyatristi ile durumun değerlendirilmesi önemlidir. Bu
durumun çocukta olabilecek diğer durumlar ile ayrırıcı tanısının yapılması
gerekir. Anne babaın sevgi ve güven mesajları kuvvetlendirilmelidir. Çocuğun
travması ile ilgili oyun terapisi , psikoterapi (yaşa göre) , gerekirse de
ilaç tedavisi uygulanmalıdır. Eşlik eden belirtilere göre tedavi ve destek
bir an önce ön plana çıkarılmalıdır.
2-UYUM BOZUKLUKLARI
Uyum bozuklukları genelde geçici ve hafif durumlar için söz konusudur. Yani
bebeğin normal gelişimi içinde karşılaştığı stres faktörlerine geçici ve
hafif şekilde verdiği cevabı gösterir. Bu durum travma oluşturacak kadar
şiddetli değildir ve hiç önemsenmeyecek kadarda belirsiz değildir . Yani bu
iki uç kutup arasında kalır. Uyum güçlüğü var diyebilmemiz için çocuğun
yaşına uygun gelişimi , çevre şartları , açık stres faktörleri göz önüne
alınmalıdır.
Uyum güçlüğü bebek veya küçük çocuğun kendi kişilik özellikleri , aile
yapısı ve çevre şartlarının durumuna göre değişen derecelerde gösterdiği
geçici bir reaksiyondur. Uyum güçlüğünde bebekte görülen sıkıntılar hiçbir
zaman dört aydan uzun sürmez. Dört aydan uzun sürer ise o zaman başka
psikiyatrik tanıların ve sıkıntıların olduğunu düşünmek gerekir.
Çocukta görülebilecek belirtiler olarak sessizleşme , yavaşlama ,
hareketlilikte azalma veya artma , hırçınlık, üzgün bakış , karşı gelme ,
uyumaya karşı koyma , öfke krizleri veya çabuk sinirlenme , tuvalet eğitimi
ve alışkanlığında zorluk ve problemler , uyku sorunları , iştah
değişiklikleri ve problemleri sayılabilir.
Uyum bozukluğu oluşturabilecek nedenler arasında bebeğin bakım vereninin
değişmesi , annenin işe başlaması , anne baba arasındaki ilişki bozuklukları
, bir evden diğerine taşınma , çocukta olabilecek hastalıklar , ailedeki
fertlerde değişik psikiyatrik ve bedensel hastalıklar vb gibi durumlar
sayılabilir.
Uyum bozuklukları durumunda bebeğin gösterdiği belirtilerin geçmemesi ve
giderek ağırlaşması durumunda bebek ve bakım verenin bir çocuk
psikiyatristine giderek durumu değerlendirmeleri ileride olabilecek
psikopatolojileri önleme açısından önemlidir.
3- BEBEKLİKTE VE ERKEN ÇOCUKLUKTA OTİSTİK BOZUKLUK
Otistik bozukluk genel anlamda belirgin belirtileri olmasına karşın bazı
durumlarda anne babalar tarafından geç farkedilebilmektedir. Otistik
bozukluk genel olarak hayatın ilk 36 ayında bazı belirtiler vererek yavaş
yavaş kendini göstermeye başlar. Normalde bebeklerin gelişim dönemleri
içerisinde bebeklerin anne veya diğer insanlar ile iletişim ve etkileşim
şekli önemlidir. Bebek ilk doğuduğu andan itibaren etrafı ile iletişim ve
etkileşime girmek ister . Bu iletişim ve etkileşim göz ile nesneleri ve
insanları takip ederek , agulama ile sinyal vererek , karşısındakine
gülümsemede bulunarak , göz kontağı kurarak olabilir. Otistik bozukluğun
başlangıcı ilk 36 ayda belli bir normal gelişim dönemi olduktan sonra
olmakla beraber doğumdan itibaren bazı belirtiler ile birlikte de
görülebilir.
Otistik bozukluğu olan çocuklarda üç temel belirti vardır. Bunlardan
birincisi iletişim alanındadır. Yani konuşma , jest ve mimikler vb araçlar
ile etraf ile iletişimin olmaması veya çok kısıtlı ve sınırlı olmasıdır.
Aileler çoğunlukla çocuklarını ''konuşmuyor'' diye Kulak burun boğaz
hekimine veya Çocuk hastalıkları hekimine götürürler. Daha sonrada orada
yapılan tetkiklerin normal çıkması ile Çocuk Psikiyatristlerine gelirler.
İkinci bozulan alan ise çevre ve diğer insanlar ile etkileşim alanıdır. Yani
çocuk başkaları ile duygularını , başarılarını , sevinçlerini paylaşmaz ve
etrafındaki insanlar ile herhangi bir karşılıklı etkileşime girmek istemez ,
zaten otizmin kelime anlamına uygun olarak '' kendi halinde , kendi
kabuğunda '' davranır. İnsanların duygusal değişiklikleri ve sinyalleri
onları etkilemez veya çok sınırlı olarak etkileşim görülür. Yaşıtlarının
yanına gitmez onlar ile ilgilenmezler .Üçüncü temel bozulma alanı ise
ısrarla tekrarlayan davranışlar ( dönme ,sallanma , zıplama vb.) ve çok
sınırlı olan ilgi alanıdır. Bu durumdaki bir çocuk çamaşır makinasının dönen
merdanesi karşısında saatlerce oturup bakabilir veya bir arabanın
tekerleğini saatlerce çevirebilir veya bir eşyanın parçası ile saatlerce
oturup uğraşabilir.
Ek olarak ayak ucunda yürüme , yandan bakış , ağrıya dayanıklılık, yemek
konusunda gıda seçimi vb belirtiler ile otistik çocuk diğer çocuklarıdan
kolaylıkla ayırt edilir. Otizmin temel tedavisi eğitim olmakla birlikte
erken tanı ve başka sorunların eşlik edip etmediği önemlidir. Önemli olan
anne babaların bu konuda uyanık olarak erken tanı ve tedavi açısından
bilgili olmalarıdır.
4- BEBEĞİ ETKİLEYEN PSİKOSOSYAL STRES FAKTÖRLERİ
Bebekler ve dolayısıyla çocuklar stresten en çok etkilenen ve en savunmasız
durumda olan varlıklardır. Özellikle ailenin üzerindeki stres baskısında en
kolay bir şekilde belirti vererek belirti gösteren , psikiyatrik semptomlar
gösteren kişi genelde evin en küçük bireyidir. Erişkinler kendi
sıkıntılarını gizleme eğiliminde iken bebekler ve çocuklar çok farklı
belirtiler ile stres etkenlerini çabucak yansıtırlar.
Bebeğin stres faktörleri genelde ailenin ve bakım verenin stres faktörleri
ile aynıdır. Daha ego adaptasyonu gelişmemiş çocukta bu stres etkenlerinin
gelişmesinde daha çok çevresel faktörler önemlidir. Ayrıca bakım veren
-bebek ilişkisi de başlı başına stres etkeni olabilmektedir.
Stres etkeni kısa zaman içinde etkileyip geçen veya sürekli olabilir. Aynı
zamanda bir tane stres etkeni olabileceği gibi birden fazlada stres etkeni
olabilir ( örneğin depresyondaki baba hem çocuğu ile ilgilenmez hem
tahammülsüzlükten dolayı anne ile kavga eder bu iki durumda bebeği etkiler
). Stres etkeni direk çocuğa yönelik (çocuğun hastalanarak hastaneye
yatırılması ) olabileceği gibi dolaylı olarak da olabilir (annenin çalışmaya
başlaması).
Bazı stres faktörleri arasında annenin işe dönmesi , fiziksel istismar ,
taşınma , kaçırılma , duygusal ihmal , kardeş doğumu , hastaneye yatma ,
tıbbi hastalıklar , anne baba hastalığı , aileyi etkileyen her türlü stres
etkeni , yoksulluk , tıbbi bakımın olmaması , doğal felaketler , çevreden
şiddet , boşanma , ayrılık , anne baba yada bakım verenin ölümü veya
değişmesi , anne baba madde kullanımı , cinsel istismar , sözel istismar vb.
sayılabilir.
Stres faktörleri olduğu zaman vakit geçirilmeden çocuk bu olumsuz etkiden
korunmaya çalışılmalıdır. Yeterli ve zamanında müdahale olmadığı zaman
çocuğa bu stresin etki süresi ve etki şiddeti giderek artacaktır. Stresten
elbetteki her çocuk aynı derecede etkilenmemektedir. Bu etkilenmede çocuğun
kişisel özellikleri, kişilik farklılıkları , destek faktörleri , çevre
şartları etkili olmaktadır. Özellikle fazla etkilenmesi muhtemel çocuklara
gerekli ve etkili müdahale geciktirilmemelidir.
Stres sonucunda çocukta görülebilecek bazı değişiklikler arasında , uyku
bozuklukları , gece kabusları , gece terörleri , çabuk sinirlenme , çabuk
ağlama , hırçınlık , iştah bozuklukları , hareketlilik artışı , hareketlilik
azalması , depresif durum , ilgi ve meşguliyetlerde isteksizlik , anne ve
babadan ayrılamama , kreşe gitmek istememe , karşı gelme , yatıştırılamayan
ağlamalar , aşırı gerginlik , iletişimi kesip içe çekilme , yalnız kalmaktan
korku , kişiler arası ilişkilere girmek istememe gibi belirtiler
sayılabilir.
BÖLÜM -2-
ANNE -
BABA ile BEBEK ARASINDAKİ KARŞILIKLI İLİŞKİNİN DEĞERLENDİRİLME VE
DERECELENDİRİLMESİ
90-100 (mükemmel uyumlu ilişki) Hemen her konuda bebek ve anne-baba
birlikte vakit geçirmekten çok mutludur ve karşılıklı olarak çok olumlu bir
bakış vardır. Karşılıklı ilişkide olağan üstü derecede uyumlu ve karşılıklı
anlayış vardır. Arada çok nadir olarak çatışma alanları mevcut olup , anne -
baba çocuk ile birlikte çok güzel ve eğlenceli vakit geçirir. Çocukta
herhangi bir uyku- yeme - davranış sorunu (psikolojik kaynaklı) yaşansa bile
son derece hafiftir. Bakım verene karşı bağlanması tamdır.
70-90 (çok iyi uyumlu ilişki) Çoğunlukla anne-baba bebek ile uyumlu
ve olumlu bakış açısındadır. Anne-baba bebek ile genellikle çok iyi vakit
geçirir , anlamlı derecede karşılıklı vakit geçirmeden ve meşguliyetten
hoşnutluk vardır. Bebeğin uyku -yeme-davranış sorunu (psikolojik kaynaklı )
bir miktar yaşanır ama kısa süreli olarak sorunlar oluşur , genel olarak
karşılıklı anlayış içerisinde problemler halledilir. Çocuğun bakım verene
bağlanması tamdır.
50-70 ( orta derecede iyi uyumlu ilişki ) Çoğunlukla anne-baba bebek
ile iyi anlaşır ve uyumludur. Olumlu bakış genele göre ağırlıktadır fakat
bazı zamanlarda anne-baba ile bebek arasında önemli sorunlar yaşanır (
önemli davranış sorunları , uyku , yemek sorunları ) bu sorunlar ara sıra
olmasına karşın önemli şiddette ve geçici olarak ilişki bozulmalarına yol
açmaktadır. Ama bu problemler uzun sürmez kısa sürede çözülür , karşılıklı
olumlu bakış ve uyum devam eder. Çocuğun bağlanmasında sorun yoktur.
30-50 ( orta derecede bozuk uyum gösteren ilişki) burada çoğunlukla
anne-baba ile bebek arasında sorunlar yaşanır , olumlu bakış ve karşılıklı
uyumda bozulmalar belli dönemlerde krizlere yol açar. Anne-baba bebek ile
bir arada olmaktan genelde hoşlanmamamakla birlikte karşılıklı ilişkinin iyi
olduğu dönemlerde vardır ama genele göre azınlıktadır. Zamanın çoğu
ilişkinin bozuk olduğu durum veya vakitlerdir. Anne-baba bebek arasında uyum
bozulmuştur ve karşılıklı ilişki kurarak birlikte hoşça vakit geçirme
zamanları azalmıştır. Davranış-uyku-yeme konusunda çoğu zaman sorun yaşanır.
Anne-baba bebekleri ile ilgi konusunda eksiklikler göstermektedir. Çocukta
bağlanma sorunu olabilir.
10-30 (ileri derecede uyumsuzluk gösteren ilişki ) Burada anne baba
ile bebeğin ilişkisi bozulmuştur. Anne baba bebeği ihmal etmekte , ilgi ve
sevgide ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Bebeğe yönelik sözel -fiziksel
istismar ara ara yaşanmaktadır. Bebek anne-baba yanında durmakta iken gergin
ve kaygılıdır. Anne-baba bebeğin bakımını yapmak istemez , bebek ile bir
arada olmaktan hoşlanmaz. Uyku-yeme-davranışlar konusunda çok ileri derecede
krizler yaşanır ve düzen bozulmuştur. Çocuğun duygusal ve fiziksel bakımı
konusunda ihmal durumu ağırlıklı olmaktadır. Birbirine karşı olumsuz bakış
her iki tarafta da yoğundur. Çocukta bağlanma sorunu yaşanma ihtimali çok
artmıştır.
0-10 ( kopmuş ilişki ) Anne-baba bebek ile hiç ilgilenmez , sözel ve
fiziksel istismar vardır. Bebekte hemen her alanda sorunlar vardır. İleri
derecede psikiyatrik sorunlar yaşanır. Anne-baba bebeği istemez , sevmez ,
ihtiyaçları ile ilgilenmez. Çocuğun uyku-yeme- davranış olarak ileri
derecede sorunları ve krizleri vardır. Çocuğun tıbbi bakımı ihmal edilir.
Anne -baba çocuğun varlığından rahatsızdır. İleri sorunların yaşanabilirliği
artmıştır. Çocukta ciddi derecede bağlanma sorunu vardır..